Her geçen gün işler daha da kolaylaşır diye beklerken herşey daha farklı bir hal alıyor. Her paylaşımımdan sonra gelen yorumlar, olumlu ve olumsuz tüm eleştiriler beni daha da güdülüyor. Çoğunlukla sunduğunuz beğeniler, verdiği mutluluğun haricinde, bir o kadar da beni telaşlandırıyor. Bir sonraki fotoğraf bir sonrakinden daha iyi olmuyorsa paylaşmıyorum:) Bazı tariflerde zaman zaman aksilikler yaşıyorum tabii. Az da olsa içime sinmediği oluyor.
Ancak bu reçete benim için çok başka. Meslektaşlarımın çok daha yakından bileceği, meraklısının ise mutlaka birkaç kez tatmış olduğunu düşündüğüm bir fransız ekmeği olan “Brioche” bana bu paylaşım için ilham verdi. Danışmanlık verdiğim restaurantlar çoğunlukla bu ekmeği kullanmak istiyorlar ancak içeriğinde bol tereyağı bulundurması ve uzun süren aşamaları olması sebebi ile ne yazık ki maliyet kontrolünü göz önüne alarak vazgeçiyorlar. Ben vazgeçemediğim için kendilerine bu reçeteyi kullanarak, farklı modellemeler ile sunumlar hazırlıyorum. Brioche ekmeğine en yakın lezzeti bu tarif ile yakaladım ve çok severek paylaşıyorum. Şu ana kadar geri çevrildiği hiç olmadı:)
Bu defa sizlere, en dayanılmaz hali olan, çikolata kreması dolgulu versiyonunu hazırladım. Siz de, tatlı veya tuzlu ezmeler, meyveler, peynir çeşitleri ya da farklı kremalarla lezzetli dolgular hazırlayabilirsiniz. Çocukluğumuzda kurulan kahvaltı sofralarının baş tacı olan, yumurtalı ekmek için en doğru kıvama sahip ekmeklerden biri olması sebebi ile, sade olarak pişirip bu şekilde de kullanabilirsiniz. Sonra da beni kahvaltıya davet edebilirsiniz:))
Malzemeler:
Unlu karışım için;
1,5 tbsp un
100 ml su
Hamur için;
10 gr kuru maya
150 ml ılık süt
2,5 cup un
1 tbsp süt tozu
¼ cup pudra şekeri
¾ tsp tuz
2 tbsp tereyağı (oda sıcaklığında)
¼ cup ılık su
İçi için;
10 tbsp çikolatalı fındık kreması
Üzeri için;
1 yumurta sarısı
2 tbsp süt
Hazırlanışı:
Unlu karışım için verilen miktarda malzemeyi bir tavaya alın ve yoğunlaşıncaya kadar pişirin. 1 dakika içinde doğru kıvama gelecektir. Ateşten alın ve soğumaya bırakın.
Maya ve sütü bir kapta karıştırın ve kabarana kadar 5 dakika bekletin.
Derin bir kapta, un, süt tozu, şeker ve tuzu karıştırın.
Mayalı karışımı, pişirdiğiniz unlu karışımı ve suyu kuru malzemelere ilave ederek yoğurmaya başlayın.
Toparlanmaya başlayan hamura tereyağını ilave edin ve yumuşak bir hamur elde edinceye kadar 5 dakika daha yoğurun. Hamuru hafifçe yağlanmış bir kapta, üzeri kapalı bir şekilde 1 saat 15 dakika mayalanmaya bırakın.
Mayalanan hamuru 5 eşit parçaya ayırın. Her bir hamuru uzunlamasına dikdörtgen şeklinde açın.
Hamurun sizin tarafınızda kalan ucuna, 2 dolu çorba kaşığı çikolata kremasını koyun ve önce kenarlardan kapatmak şartı ile çok sıkı olmayacak şekilde rulo haline getirin.
Tüm hamurları bu şekilde hazırladıktan sonra hafifçe yağlanmış, dikdörtgen bir kalıba yan yana yerleştirin ve yumurta sarılı karışımdan sürün. Üzerine temas etmemesine dikkat ederek streç film yardımı ile hafifçe örtün ve yarım saat daha mayalanmaya bırakın.
Kalıpta mayalanan hamurun üzerine nazikçe bir kez daha yumurta sarılı karışımdan sürün. 180 derecelik fırında 30 dakika pişirin. 20 dakika sonra kalıptan çıkartın ve soğumaya bırakın.
Tbsp: Çorba kaşığı
Tsp: Tatlı kaşığı







Günden güne değişiklik göstermekle birlikte, her kişinin kendine daha çok güvendiği veya bazen yüzüne vurduğu tek bir allık fırçası darbesi ile kendinin dünya güzeli olduğuna inandığı anlar vardır. Yerine göre ben de zaman zaman bu duyguları yaşasam da, kendimi dünya güzeli hissetmemi sağlayan tek şey ‘basit’ yaşamaktır. Beni gerçek anlamı ile tanıyanlar bilirler ki, kendimle dalga geçmeye bayılırım. Eksik veya geliştirilmesi gereken yönlerim ile dalga geçtiğim kadar, gurur duyduğum tek bir özelliğim vardır… Küçük şeylerden, büyük mutluluklar çıkarmak. Bu konuda tevazuyu hep bir kenara bırakırım. 
Yıllardır beni takip edenler, blog serüveninin başından beri yanımda olanlar artık bilirler… Üretime, el emeğine, eskiye ve yerel ürünlere olan bağlılığımı. Ben bu aşkla durmadan yollara dökülüyorum. Farklı ülkelerde yaşanan gelişmeleri de takip ediyorum elbette. Ancak, daha güzel ülkemde keşfedilecek o kadar çok kültür var ki… Ben gizli kalmış güzelliklerin peşinden koşarken, daha kolay ulaşabileceklerimi es geçmişim. O yüzden bu defa 7. Alaçatı Ot Festivali’ndeydim.
Fakat tezgahlarda satışa sunulan ve festivalin amacını bir nebze de olsa sapmaya uğratan ürünlerin varlığı işimizi biraz daha zorlaştırdı. Bölgeye ait onlarca çeşit ot varken ve bu otlardan üretilmesi mümkün olan yüzlerce reçeteye sahipken, ben içli köfte satışını farklı konseptte bir organizasyonda görmeyi tercih ederdim.
Enginar reçeli, ebegümeci reçeli, pancar reçeli ve süt reçeli… Tabii ki kaptım ve getirdim. Germiyan ekmeğinin namını önceden de duymuştum ancak tatma fırsatını ilk defa elde ettim. Festivalin şerefine otlu çeşitlerini satışa sunmuşlardı. Buram buram ekşi maya ve sanayiden çok uzak olduğunu ispat eden dokusundan etkilenmeyek kimse yoktur sanıyorum.
Taze otlar…
Otlu, domatesli ekmek…
Kuru otlarla hazırlanan demleme şifa çayları…
Gözlemeye karşı değilim…:)


Bundan on yıl önce, üniversite eğitimini aldığım meslek ile mutlu olamayacağımı iyiden iyiye anlamaya başlamıştım. O yaşlar için en büyük dert buydu tabii. Pişirme aşkı gitgide damarlarıma yayılmaya başlamıştı. O günlerden birinde sevgili abim, iç mimar Efe URGUNLU, beni karşısına aldı ve hayatımı değiştiren o ilk adım için bana sınırsız destek ve inancını yükledi.
Tıpkı ‘hayat’ gibi bu meslek de en zor ve en güzel yılları verdi bize. Yaptığımız o konuşmanın üstünden on yıl geçti… Aslında fark etmeden bana bu on yılın mükafatını içinde olduğumuz Nisan ayında vermiş oldu.
Henüz yeni doğmuş bir bebek olan “Yeast and Sugar” markası ile kendimden emin ancak yine de tedirgindim. Daha ilk günden itibaren hazırlayıp sunduğumuz tüm ürünler dikkat çekmeye başladı. Kartvizit alış verişleri, övgüler, öneriler… Gecelerce uykumu kaçıran fuar, bana yepyeni fırsatlar ve mükemmel insanlar sundu.

En büyük şansım evimin karşısında manav, market ve fırının yan yana olmasıdır. Gün içinde sayısız kez her birine uğruyorum. Unutup geri dönmelerimin sayısını ben bile bilmiyorum. ‘Biz getirelim, siz inmeyin artık’ gibi nazik teklifleri de görmeden alamama takıntım yüzünden geri çeviriyorum tabii ki:)
Bilgi:
